1921 yılının Eylül ayının 8. günü işgalci güçlere karşı halkı birlik içinde tutmak amacıyla tebdili kıyafet Yenişehir’e gelen Yüzbaşı İbrahim Bey trajik bir şekilde şehit edildi.
23 Ağustos – 13 Eylül 1921 tarihleri arası Türk ordusunun adeta ölüm kalım mücadelesi verdiği Sakarya Meydan Muharebesi dönemidir. Savaşın en kanlı ve hatta bıçak sırtı diyebileceğimiz bir evrede bir ayı gecik bir zaman önce 24 Temmuz’da Yenişehir beşinci kez işgal edilmiş, halkın çoğunluğu iç bölgelere göç etmişti. Yunan ordusu Ankara’ya yüklenirken, Bursa’daki Yunan garnizonu ve geride bıraktığı kuvvetler Sakarya’daki taarruzun neticesini bekliyordu.
Türk askeri komutası bu hattı tamamen boş bırakmamış Albay Deli Halit Bey komutasındaki güçler Yunanlıların Bursa’dan doğuya, yani Sakarya’daki Türk Ordusu’nun arkasına sarkmasını engellemek için İznik Yenişehir ve Bilecik kırsalında yıpratma savaşları yürütüyordu.
Bölgedeki halk, 1911 Trablusgarp’tan bu yana kesintisiz savaşlar yaşamış, evlatlarını cephelerde kaybetmiş ve nihayetinde de kendi bağında, bahçesinde düşman çizmesini görmüş bitkin bir haldeydi. I. ve II. İnönü Savaşları sırasında köyler geri çekilen veya ilerleyen Yunan birlikleri tarafından yakılmıştı. Halk barınacak bir evi bile olmayan, açlık ve sefaletle boğuşan bir vaziyetteydi.
Öte yandan; 1921 Mart’ında Ankara Heyeti tarafından imzalanan Moskova Antlaşması işgalci güçler ve İstanbul Hükümeti tarafından bir psikolojik harbe malzeme edilmiştir. Bu bağlamda İstanbul Hükümeti ve saray çevresi, Ankara’nın dinsiz/ateist olarak gördükleri Bolşevikler ile ittifak yapmasını dini bir koz olarak kullanmıştır. Halkın muhafazakar damarına basarak “Ankara Hükümeti memlekete komünizmi getirecek, din elden gidiyor, camiler kapatılacak” şeklinde yoğun bir hilafet propagandası yürütülmüştür.
Yenişehir ve köyleri gibi gazete, telgraf veya resmi bildirilerin doğrudan ulaşmadığı taşra muhitlerinde, halkın haber alma ihtiyacı tamamen dedikodu ve düşman dezenformasyonu ile manipüle ediliyordu. Bu durumda da bölgede cahil ve mürteci çevreler tarafından yapılan manipüleler çok çabuk emilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa 7-8 Ağustos 1921’de yayınladığı Tekâlif-i Milliye Emirleri ile Sakarya’daki orduyu besleyebilmek için halkın elindeki son buğdaya, çarığa ve hayvana el konulmasını öngörüyordu. Düşman talanından canını zor kurtarmış halk için bu emirler maddi olarak taşınması imkansız bir fedakarlık demekti. İşte bu durum cephe gerisinde halk adına ciddi bir ekonomik ve lojistik buhran yaratmıştı.
Cephe gerisinde adeta psikolojik harbe dönüşen yaşananların ardından Ankara hükümeti bölgeye halkı aydınlatmak, yaşananları izah etmek, orduya destek ve asker gücü oluşturmak gibi nedenlerle İrşad Heyetleri gönderme kararı almıştı.
İrşad heyetleri bu noktada devreye girerek, eldeki son varlıkları orduya teslim etmenin bir “vatan ve din” borcu olduğunu, can muhafazası için mal feda edilmesi gerektiğini vaaz ediyorlardı.
Özellikle Yenişehir bölgesinde en büyük güvenlik sorunlarından biri, cepheden kaçan yada köylerde saklanan asker firarileri ve bunların zamanla asayişi tehdit eden yerel çetelere dönüşmesiydi. Heyetler Yenişehir kırsalını gezerken muhtar, köy imamı ve eşrafla doğrudan toplantılar tertip ediyordu.
İşte Yüzbaşı İbrahim Bey’de 8 Eylül 1921 tarihinde İrşad Heyeti üyesi olarak tedbirli kıyafetle o günlerde işgal altında olan Yenişehir’e Bilecik yönünden gelmişti.
O gün yaşananları Yüzbaşı İbrahim Bey’in Yenişehir’de başına gelenleri hayatta iken tanımaktan şeref duyduğum Osmaniye Köyünden Hüseyin Kaplan’dan dinlemiştim. işte Hüseyin Kaplan’ın dilinden yaşananlar;
“Yenişehir çiftçi memleketi olduğu için kasabanın çevresi çayırlık, bu çayırlıklarda Temmuz – Ağustos aylarında çiftçiler harman sürerdi. Kuvay-ı Milliye görevlisi subayımız Bilecik yönünden gelir. İlk karşılaştığı kişiler kasabanın kenarındaki harmanalardır. Etrafını çeviren harmancılara konuşmaya başlar. Şehir eşrafından birkaç isim öğrenmek istediğini ve onlarla konuşmakla görevli olduğunu söyler. Pek açıklamamakla beraber görüşme amacını üstü kapalı olsa da biraz ihsas ettirir. Ama iş hemen kötüye gider. “Vay sen Bolşevik propagandası yapmaya geldin ha” diyerek subayımızın üzerine saldırırlar ve ellerindeki harman araç-gereçleri olan yaba ve direnlerle vurarak şehit ederler.
Bu esef verici olayı bugün bilen yok. Sanki ben rüya görüyorum, sorup soruşturuyorum. Bazı kişiler, sokak çarpışmalarında şehit olduğunu söylüyorlar ama inandırıcı değil.
Bense bu cinayetin işlendiği günlerde çocuk yaşta halk arasında konuşulurken duyduğu gibi, büyüklerimden dinlediğim sokak çarpışmalarında değil; yukarıdaki paragrafta dercettiğim gibi cereyan ettiğini dinlemiştim.
Bu subayımız şehit olduğu yere defnedilmiştir ve burası Bilecik Caddesinde bugünkü mezarlığın tam köşesidir.”
Bugün Yenişehir’de şehidimizin bir abidesi var. Abide de İsmi ve ölüm tarihi yazılı ve başka da bir açıklama mevcut değil. Bu olayı bilen de azdır dile getirende. Böyle bir olayın dile getirilmemesinin ardında Yenişehir için bir kara lekenin oluşacağı korkusu varsa bu kanımca çok yanlış bir düşünce. Bir kaç yobazın yaptığı bu eylemin Yenişehir’e mal edilmesi bu şehir için haksızlıktır. Ulvi gaye ile yola çıkan ve inesinde taşıdığı vatan aşkıyla Anadolu’nun kalbine, tarihi ve stratejik öneme haiz Yenişehir’e ulaşan Yüzbaşı İbrahim Bey’in buradaki trajik şehadeti, istiklal uğruna ödenen bedellerin askeri siperlerle sınırlı kalmadığının en acı vesikasıdır. Bu yobazlar sadece Yenişehir’de değil memleketin her yerinde vardı. Akla karanın belli olmadığı, at izinin it izine karıştığı o dönemde bu tür haince pusular cephe gerisinin sosyo-kültürel kırılmaları, feodal kışkırtmaları ve düşman istihbaratıyla paralel yürüyen ihanet şebekelerini gözler önüne sermektedir.
Bu vesile ile başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu topraklar uğruna şehadet şerbetini içen tüm şehitlerimizin, vatan toprağı uğruna canını hiçe sayan tüm gazilerimizi rahmet ve minnet ile anıyorum. Mevla mekânlarını cennet eylesin.
Mesut Biçer
mesutbicer16@gmail.com




