Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyılı, imparatorluğun çevresinden -küçülen sınırlardan- merkezine doğru yaşanan kitlesel göç dalgalarına sahne olmuştur. Bu göç hareketlerinin en somut ve çarpıcı örneklerinden biri, 19. yüzyılın sonlarında Balkanlar’dan Anadolu’ya akın eden muhacirlerin iskân sürecinde yaşanmıştır. Yenişehir’de bu dramatik çatışmalı dönüşümden bizzat nasibini almış, yaşananlara şahitlik etmiş bir yerleşimdir.
Kozdere Köyü, kökleri 1530 tarihli Osmanlı Tahrirat Defteri’ne kadar uzanan son derece eski bir yerleşim yeridir. Yenişehir merkeze coğrafi yakınlığıyla stratejik bir konumda bulunmasına rağmen, zaman içinde yaşanan iç dinamikler ve demografik değişimler nedeniyle nüfusu giderek azalmış, âdeta sessizliğe bürünmüştür. Ancak köyün kaderi, 19. yüzyılın son çeyreğinde tam anlamıyla bir kırılma yaşayacaktır. 1890’lı yıllardan itibaren Balkanlar’dan, özellikle Bulgaristan’dan gelen göçmen hanelerinin bölgeye iskân edilmesiyle Kozdere, yeni bir toplumsal çehre kazanmıştır.
Göç, insanlık tarihinin en ağır kederlerinden biridir. Göç etmek, sadece bir mekânı değiştirmek anlamına gelmez; arkanda bıraktığın toprağın nemli kokusunu, atalarının kabrindeki sessizliği ve çocukluğunun koşup oynadığı sokakları tek bir heybeye sığdırıp meçhule doğru yürümektir. Gidilen yer tam bir belirsizliktir; aş derdi, iş derdi ve en temelde bir hayatı yeniden kurma telaşı gündeme gelir. İnsanoğlunun en temel varoluşsal ihtiyacı ise başını sokabileceği güvenli bir çatıdır.
1891 yılının bahar aylarında, Bulgaristan’daki baskı ve kargaşadan kaçarak Yenişehir’e ulaşan 22 hanelik göçmen grubu, bir varoluş refleksiyle hareket etti. Resmi bürokrasinin yavaş işleyen çarklarını bekleyecek zamanları yoktu. Göçmenler, Yenişehir’de “Hacı Osman Çalılığı” olarak bilinen mevkiide, herhangi bir yasal izin almadan hızlıca derme çatma evler inşa etmeye başladılar. Ne var ki, seçtikleri bu alan boş veya sahipsiz bir kamu arazisi değildi. Şehrin ileri gelenlerine, yani yerel eşrafa ait olan bu mevki, o dönemde odun ve kereste deposu olarak kullanılmaktaydı.
Yersiz yurtsuz kalan muhacirlerin bu izinsiz ve ısrarlı yerleşimi, yerel eşraf tarafından doğal olarak sert bir tepkiyle karşılandı. Hak sahibi kasaba sakinleri ile göçmenler arasında sözlü tartışmalar ve gerginlikler yaşandı. Kasabalılar arazilerinin iadesini isterken, göçmenlerin sığınacak başka hiçbir yeri yoktu. Bu çaresizlik, taraflar arasındaki müzakere imkânını ortadan kaldırıyor ve meseleyi çözümsüz bir kördüğüme sürüklüyordu. Devletin uzun zaman alan bürokratik mekanizması ise henüz göçmenlere resmî bir yer tahsis edememişti.
Göçmenlerin alandan çekilmeme konusundaki kararlılığı üzerine Yenişehir’in ileri gelenleri, konuyu yargıya taşıyarak yerel mahkemeye başvurdular. Mahkeme, davalı göçmenlerin yokluğunda (gıyabında) hızlı bir karar alarak göçmenlerin aleyhine hüküm verdi. Normal şartlarda yerel idarenin bu mahkeme kararını göçmenlere resmen tebliğ etmesi gerekirken, hukuki usuller göz ardı edildi. Teftiş ve tebliğ gereği duyulmadan, evlerin yıkılması amacıyla bölgeye yıkım memurları gönderildi.
Ancak hayatta kalma mücadelesi veren muhacirler, evlerinin yıkılmasına sessiz kalmadılar. Ellerindeki sopa ve baltaları birer savunma aracı olarak kullanarak gelen memurlara aktif bir direniş gösterdiler. Yaşanan bu sert karşı duruş, yerel mahkemenin ve kaza idaresinin kendi imkânlarıyla bu krizin altından kalkamayacağını açıkça ortaya koydu.
Bunun üzerine yerel mahkeme, çareyi Bursa Vilayet Merkezine resmi bir yazı yazarak yardım istemekte buldu. Yazıda, göçmenlere karşı kolluk kuvvetleri aracılığıyla doğrudan güç kullanılması gerektiği öneriliyordu. Ancak Bursa Vilayet Yönetimi (Valilik), yerel idarenin bu sert ve fevri tutumuna sıcak bakmadı. Gerginliği tırmandıracak ani bir güç kullanımına izin vermeyen Vilayet, meseleyi sükûnetle ve hukuk çerçevesinde çözmek amacıyla Bursa’dan adalet alanındaki en yetkin yetkilisini Yenişehir’e müfettiş olarak gönderdi.
Bursa’dan gelen yüksek görevli, Yenişehir’de sahaya inerek ayrıntılı incelemelerde bulundu. Hazırladığı raporda, göçmenlerin yerli halka ait özel mülkleri işgal ettiğini tescilledi. Bu rapor doğrultusunda, ilk aşamada topluluğun lideri konumunda bulunan kişiler tespit edilerek tutuklandı ve Bursa’ya götürülerek hapse konuldu.
Bu hamle, bir cezalandırmadan ziyade, devletin otoritesini tesis ederek tarafları müzakere masasına oturmaya zorlayan stratejik bir adımdı. Vilayet yetkilileri, Bursa’da tutuklu bulunan topluluk liderleriyle ve Yenişehir’deki yerel eşrafla eş zamanlı olarak arazilerin boşaltılması hususunu müzakere etti.
Yürütülen esnek diplomasi sonucunda vilayet yönetimi nihai kararını açıkladı:
- Göçmenler, kasaba merkezindeki işgal ettikleri alandan alınarak yakınlardaki Kozderesi Köyü’ne nakledileceklerdi.
- Devlet, göçmenlerin kalıcı bir düzen kurabilmesi için her haneye 100 dönüm arazi, 20 kile zahire (tohumluk/yiyecek hububat) ve inşa edecekleri evler için kiremit yardımı sağlayacaktı.
- Yenişehir’in yerel ileri gelenleri de insani bir sorumluluk üstlenerek, göçmenler Kozderesi’ne tamamen nakledilip yerleşene kadar geçecek süre boyunca topluluğun yiyecek ihtiyacını ücretsiz karşılamayı taahhüt ettiler.
Ancak devlet, sürecin sekteye uğramaması için teminat almayı da ihmal etmedi: Bursa’da tutuklu bulunan topluluk liderleri, kasaba merkezindeki izinsiz yapılar tamamen yıkılıp göçmen haneleri Kozderesi’ne nakledilene kadar cezaevinde tutulmaya devam edecekti.
Sonuçta; 1891 yılında Yenişehir’de yaşanan bu olay, Osmanlı devlet aygıtının geç dönemde mülkiyet hakları ile insani krizler arasındaki dengeyi nasıl kurmaya çalıştığını gösteren tipik bir örnektir. Bir yanda yerel eşrafın mülkiyet hakkı ve yerel bürokrasinin usulsüz sertliği; diğer yanda yurtlarından edilmiş insanların barınma çaresizliği karşı karşıya gelmiştir. Bursa Vilayeti’nin araya girmesiyle kriz, şiddet yoluyla bastırılmak yerine; tahsis, iaşe ve barınma yardımlarını içeren yapıcı bir iskân politikasıyla çözüme kavuşturulmuştur. Böylece Kozdere Köyü, hem Bulgaristan’dan gelen muhacirlere yeni bir vatan olmuş hem de Yenişehir’in sosyo-ekonomik tarihinde unutulmaz bir adalet ve yerleşim hafızası bırakmıştır.
Kaynaklar:
- BOA, DH, MKT. 1829-118
- BOA, DH, MKT. 1839-45
- Melek Arıkan, Periphery in the Heartlands: Yenişehir and İznik 1863-1909, 2018.
Mesut Biçer




