İslam anlayışında su, yalnızca fiziksel hayatın kaynağı değil; aynı zamanda ruhsal arınmanın ve ibadetin de temel şartıdır. Kur’an-ı Kerim’de suyun varoluştaki hayati rolüne sıkça dikkat çekilir. Abdest ve gusül gibi ibadetler vasıtasıyla su, Müslümanın maddi ve manevi kirlerden arınmasını sağlayan kutsal bir vasıta kabul edilir. Bu nedenle dini öğretilerde suyun israf edilmeden kullanılması esastır. Canlılara su ikram etmek ve su hayratı yaptırmak, İslam ahlakında en faziletli sadakalardan biri sayılarak toplumsal dayanışmanın ve merhametin merkezine yerleştirilmiştir. Bazen susuzluktan belini bükmüş bir canlıya —insan, bitki ya da hayvan olsun— bir yudum su vermek, insanı cennete götüren yüce bir iyiliğe dönüşür ve zor zamanlarda sahibine rahmet olarak geri döner.
1840’lı yıllara doğru Yenişehir’in içme suyu ihtiyacı Kocasu Deresi’nden karşılanmaktaydı. Bahçelerdeki su kuyuları sayılmazsa, şehrin tek içme suyu kaynağı burasıydı. Yenişehirlilerin “Dolapbaşı” adını verdikleri alanda kurulan büyük dönme dolaplar, Kocasu’dan suyu yukarı çekerdi; bölge de adını bu dolaplardan almıştı. Dolapların dereden çektiği su önce bir su deposuna, oradan da kalın künkler ve açık oluklar vasıtasıyla şehre dağıtılırdı. Ağaç olukların yüksek sehpalar üzerinde taşındığı bu sistem; sık sık esen sert rüzgarlar ya da bir mandanın sürtünmesiyle yıkılır, su şehre ulaşana kadar çamur, toz ve toprakla dolardı.
Bugünkü Orman Fidanlığı’nın kısmen içinde ve güneyinde, Kocasu kıyısında yer alan Dolapbaşı, aynı zamanda dönemin popüler bir mesire alanıydı. 1890’larda Yenişehir’e uğrayan İbnülcemal Ahmet Tevfik Bey anılarında bu durumu şöyle aktarmaktadır:
“Kasabanın havası güzel ise de suyu bol olmayıp pek iyi değildir. Civarda bulunan bir dereden gayet büyük bir dolap ile yükseğe çıkarılan suyun ağaç oluklar ile şehre dağıtımı yapılır.”
Şehir halkı, birçok köyün atığını taşıyan, hayvanların serinlediği ve adeta bataklığa dönmüş bu bulanık suyu içmek zorundaydı. İnsanlar mikroptan korunabilmek için çeşmeden akan suyu, ceplerinden çıkardıkları mendilleri çeşme borusuna bağlayarak akıllarınca süzüp içerlerdi.
İşte böyle bir dönemde, 1840’lı yıllarda Yenişehir’de yaşayan Hacı Kerim adlı hayırsever bir zat ortaya çıktı. Ziraat ve hayvancılıkla uğraşan, varlıklı, memleketine ve çevresine karşı yüksek sorumluluk taşıyan Hacı Kerim, Hicaz’a hac ibadetini yapmaya gitmeden önce memleketine kalıcı ve hayırlı bir eser bırakmak istedi. Tamamen kendi şahsi ve nakdi imkanlarıyla Alaylı köyü arazisi eteklerinde gayet temiz ve berrak bir memba suyu buldu. Bu kaliteli suyu, yaklaşık 5 kilometrelik bir mesafeden toprak künkler döşeyerek Yenişehir’e getirmeyi başardı.
Hacı Kerim getirdiği bu suyu ilk olarak Akçeşme’ye, o dönemki adıyla Kumluk Çeşmesi’ne ve kendi evinin köşesindeki çeşmeye bağladı. Sonrasında kalan büyük kısmını ise günümüzde Çınarlı Camii’nin arka kısmındaki meydanda bulunan ve akşamüstleri kurulan yoğurt pazarından adını alan Yoğurtçular Çeşmesi’ne ulaştırdı. Yoğurtçular Çeşmesi, büyük depolu ve dört bir yanındaki altışar santimlik borulardan gürül gürül su akan görkemli bir yapıydı.
Ancak küçük kasabaların değişmez talihsizliği olan çekememezlik ve önyargı burada da kendini gösterdi. Kasabanın ileri gelen eşrafı, bu berrak ve tertemiz memba suyuna “kaba” yaftasını yapıştırdı. Eşrafın bu olumsuz tutumu halka da yansıdı ve Kerim Suyu ilk zamanlar hak ettiği rağbeti göremedi. Şehir halkı, sırf alışkanlıklardan vazgeçemedikleri için Kocasu’dan gelen bulanık ve mikrop yuvası suyu büyük küplere doldurup tozunu toprağını çökerttirip içmeye devam etti.
Aradan yıllar geçti… 1930 yılından sonra Yenişehir’in içme suyu sorununu ele alan yetkililer, Kocasu’dan getirilen suyun son derece pis ve mikroplu olduğunu resmi raporlarla tespit ettiler. Dere suyunun şehre verilmesi derhal yasaklandı ve akışı kesildi. Yeni bir su kaynağı aramaya gerek görmeyen dönemin belediyesi, Hacı Kerim’in yıllar önce büyük emeklerle şehre kazandırdığı suyu pik borularla şehrin dört bir yanına dağıttı. Böylece Hacı Kerim’in hayratı, gecikmeli de olsa Yenişehir’in asıl ve ana içme suyu kaynağı haline geldi.
Hacı Kerim’in samimi bir niyetle ve hüsnüniyetle attığı bu temel, önyargılara ve zamana direnerek Yenişehir halkına yıllarca hayat vermiştir. Onca engellemeye rağmen pes etmeyen bu hayırseverlik örneği, bir insanın memleketine bırakabileceği en güzel miraslardan biri olarak Yenişehir’in su tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır.
Kaynakça:
- Bolayır, T. 1962.
- İ. Ahmet Tevfik, 2006
- Göktekin, M., s. 325.
Mesut Biçer




