29 Ekim Kadınları Derneği Genel Başkanı ve Avukat Şenal Sarıhan,
Girdiğimiz seçim sürecin de yapılan ittifaklarda kazanılmış kadın haklarını da hedef alan anlaşmalarla ilgili olarak yeniden gündeme gelen 6284 ,“Kadının beyanı esastır” ilkesi ve “Süresiz nafaka” ile ilgili seçim sonrası düzenleme yapılabileceğine ilişkin açıklamalara tepki gösterdi.Eğer kadının beyanı esastır konusunu yok ederseniz hem sözleşmeyi hem de 6284’ü ortadan kaldırmış olursunuz” dedi. Nafakanın erkeğin ekonomik durumuna göre belirlendiğine dikkat çeken Sarıhan, “300-400-500 lira ile başlayan nafakalar var. Buna göz dikiyor olmak özünde şiddetin uygulandığı bir evlilik birliğini sürdürmeye kadınları zorunlu bırakmak, yapılmak istenen bu” diye konuştu.
İstanbul Sözleşmesi’nin feshi ve sonrasında yaşananları, kadın örgütlerinin bu süreçteki mücadelesini hatırlatan Sarıhan, şunları dile getirdi:
“6284, İstanbul Sözleşmesi’ndeki temel değerleri esas alarak düzenlenmiş olan ve sadece aileyi ya da kadını değil hem aile içindeki bireyleri şiddete karşı hem de herhangi bir biçimde sivil yaşam içinde şiddete uğrayan insanları koruyan bir yasal düzenleme olarak yürürlüğe girdi. Burada eğer siz İstanbul Sözleşmesi’ni ortadan kaldırdık, 6284’ü de toptan lağvediyoruz diyemiyorsanız bu diyememenin arkasında kadın hareketinden, kadınlardan korku var. Ama altını oyalım diyorsunuz, altını nasıl oyalım; nafaka hakkının süresiz olmasını engelleyelim, kadının beyanı yeterli sayılmasın. Özellikle aile birliği içinde hiçbir kadın herhangi biçimde şiddete uğramadan ben şiddete uğradım demez, bunu hukuki bir sorun haline getirmez, bundan yakınmaz. ‘Kadının beyanı esastır’, bu sözleşmenin temelidir. Eğer kadının beyanı esastır konusunu yok ederseniz hem sözleşmeyi hem de 6284’ü ortadan kaldırmış olursunuz.
Sarıhan, özellikle gerici kesimlerin sürekli hedefe koyduğu süresiz nafaka hakkında da şunları söyledi:
Nafaka ile ilgili zaten iç hukukumuzdaki düzenleme eğer o kadın yeni bir evlilik birliği kurarsa ya da ekonomik durumu uygun hale gelirse bunun ortadan kaldırılması da eksiltilmesi de mümkün. Fevkalade düşük nafakalar çünkü ekonomik durumlarının uygunluğuna bakılıyor. Erkeğin ekonomik durumu düşükse, ki en düşüğü gösteriliyor daima, bu durumda 300-400-500 lira ile başlayan nafakalar var. Hangi nafakalar yüksek olarak basına yansıyor? Çok varlıklı olanların nafakaları, bu da gene onların gelir durumuna göre ya da çok kazanan sanatçıların arasındaki boşanmalardaki nafaka gündeme gelebiliyor. Mahkemeler bu konuda daima aslında kadın aleyhine kararlar veriyorlar. Hükmedilen nafaka hiçbir zaman gerçek gereksinimi karşılayan bir nafaka olmuyor.. Bir şey alamaz; bir kilo et alamaz, sütün, peynirin fiyatının artık yüzlerce lira ile ifade edildiği yerde o paranın hiçbir değeri yok. Buna göz dikiyor olmak özünde şiddetin uygulandığı bir evlilik birliğini sürdürmeye kadınları zorunlu bırakmak. Ya da başka kötülüklerin olduğu bir ortamda kadını o sözde aile, yani aile aslında demokratik, eşitlikçi bir yapıdır deriz, o zaman huzur olur. Huzurunuz olmayacak, birliktelik artık çürümüş olacak ama siz o 300 lira nafaka ile dışarıda yaşayamayacağınız için o evliliğe razı olacaksınız ve o sözde, zorunlu rıza ile evlilik birliğini sürdürmeye çalışacaksınız, yapılmak istenen bu. Kadın itaat etsin, itiraz etmesin, eve kapansın evde çoluğu çocuğu ile meşgul olsun. Ama açtır, mutsuzdur, esasında yaşamıyordur, bunun bir değeri olmasın…”
Şiddete uğrayan kadınların yaşam haklarını koruması konusunda 6284’ün öylece ayakta durması, hatta geliştirilmesi gibi bir ihtiyacın olduğunu söylemek isterim. Kadınlar üzerinden siyaset yapmasınlar diye çağrıda bulunuyoruz. Kadının insan hakları en temel haklardır bu haklar hiçbir şeye kurban edilemez. Böyle giderse bu tür eksiltmelerle kadın yeniden şer-i hukukun egemenliği altına girecek. O noktada kadınlar artık hak talebinde bulunamayacak hale getirilecekler. Bir Afgan örneğinin önümüzde durduğunu biliyoruz ama Türkiye’deki kadınlar hakları için mücadele etmeye devam edecekler.
6284’ün kadını şiddetten yeterince korumadığı iddialarına ilişkin olarak, kadın hareketinin uzun zamandır “Yasalara Dokunma” sloganını kullandığını belirterek şunları ifade etti:
“Bu yasaları biz yazdık, kadın hareketi yazdı. Eksiği olabilir ama yasalar doğru uygulanırsa zaten koruyucudurlar, koruyucu bir dille kaleme alınmışlardır. Uygulanmadığını iddia etmek de çok fazla doğru bir şey olmaz. Bütün barolarımızda giderek kadın örgütlenmeleri oluşmuştur. Kadın derneklerini sayısı oldukça çoktur ve hepsi ortak çalışmalar yürütmektedirler. Bunlar hep kendi yazdığımız yasaların uygulanması içindir. Biz yasaları geliştirmek istiyoruz ama bu dönemde değil. Çünkü bu dönemde iyi niyetli bir yaklaşım söz konusu değil. Umarız kadının insan haklarına duyarlı bir iktidar gelir, yakın zamanda seçimler var ve o daha da ileriye götürmek için bize yol açar.”






