1. Haberler
  2. Yenişehir
  3. YENİŞEHİRLİ ETHEM PAŞA VATAN HÂİNİ Mİ? YOKSA GÜNAH KEÇİSİ Mİ?

YENİŞEHİRLİ ETHEM PAŞA VATAN HÂİNİ Mİ? YOKSA GÜNAH KEÇİSİ Mİ?

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Dr. Salih Erol, yazarımız Atilla Sağım’ın yazdığı Edhem Paşa yazılı ile ilgili açıklama gönderdi. Açıklama aynen şöyle:

Yediden yetmişe hepimizin bildiği: “Günah keçisi” deyiminin Yahudilik kültüründen geldiğini pek az kişi bilir. Yahudiler, yıl boyunca yedikleri bütün haltlardan kurtulmak için bir keçiyi alır, onu bağlar ve Kudüs’ün dışındaki bir tepeden aşağı atarlarmış. İşte, buna da günah keçisi denilirmiş. Böylece psikolojik olarak rahat ederlermiş!

Yahudilerinkine benzer sapkın bir inanış da Hıristiyanlıkta vardır. Kişi boyuna haltlar karıştırır, tonla günah peyda eder, Sonra?? Sonra bir gün kiliseye gidip papaza dökülür ve günah çıkartır. Mis gibi tertemiz olur! Oh, ne âlâ iş! Tabi, uyanık papaz efendi bağışı ya da bahşişi çoktan kapmıştır; günahkâr da kendince rahatlamıştır.

Yukarıdaki misâlleri niçin anlattım? Bursa – Yenişehirli Ethem Paşa’ya yüz yıldır revâ görülen günah keçisi muamelesini anlatacağım da, onun için.

Her ufak kasaba gibi, küçük dedikodular diyarı Yenişehir’de anlatılanlara bakarsanız, Ethem Paşa, Milli Mücadele Dönemi’nde Yunanlılarla işbirliği yapmış çook çok kötü biridir. Türk sinemasının bir zamanlar kötü başrol oyuncusu Erol Taş ne ise, Ethem Paşa onun on mislidir, Yenişehrlilerin gözünde! Bana kalsa, bir yüz yıl daha bakmaz ve de ciddiye almazdım onların kendi aralarında anlattıklarını.

Ancak geçenlerde baktım, Atilla Sağım adındaki yerel gazeteci, kendince tarihçi kesilmiş ve bulmuş Harman başında bir köşe; Ethem Paşa hakkında bir şeyler karalamış. Nasıl bir yazı derseniz, deve misaliyle anlatayım. Hani, deveye sormuşlar ya boynun neden eğri? Nerem doğru ki? demiş. İşte, tam o misal bir yazı. A. Sağım Bey, gerçekten paşayı tanımıyor. Sanki esrarengiz çaba ile, sadece kendisinin: “gün yüzüne çıkardığı” belgenin orijinal yazısını, dilini bilebilecek ve dahası, orada yazılanı günümüz diline tercüme edebilecekmiş gibi kurulmuş.

Söz ya da konuşma ne ise de yazı ciddi iştir. Konuşacaksan iki kere, yazacaksan kırk kere düşüneceksin. Tarihçilik ise, daha da ciddi iştir. Her şeyden önce iyi bildiğin, daha doğrusu uzmanı olduğun bir şeyi yazacaksın! Ben tarihçi olduğum için, yirmi senedir Yenişehir’i ve on senedir Ethem Paşa’yı araştırdığım için yazıyorum ve yakında kitabını da yayınlayacağım.

Doğrusu, Ethem Paşa babamın babası değil. Şahsi olarak hiçbir yakınlığım da yok. Benim için tarih mahkeme salonu olmadığı gibi tarihte yaşamış hiçbir kişi de sanık değildir. Ölmüşler arasından davacı olduğum hiç kimse yoktur. Günah keçisi ise dinime bütünüyle ters.

Ancak, bildiklerimi – hele ki böyle üstünkörü yazılar karşısında – yazmazsam vebal altına girerim.

Yenişehirli Ethem Paşa, 1850 – 1921 yılları arasında yaşamış; bilhassa Sultan II. Abdülhamid zamanında (1876 – 1909) ön plana çıkmış bir kişidir. Paşa’nın soy geçmişi 1400 başlarından günümüze dek sürmektedir. Bu bakımdan Yenişehir’de en uzun süreli bir ailedir bu. Bunu ne için söylüyorum? Ethem Paşa, öyle sonradan, ya da az önce belirttiğimiz padişahın döneminde zengin olmuş; “sonradan görme” biri değildir. 1470’lerde kurulmuş büyük bir vakfın son temsilcilerindendir.

Fatih Mehmed’in babası II. Murad devrinin en önemli devlet adamlarından Hamza Bey (Şehadeti: 1457) Ethem Paşa’nın büyük atasıdır. Fatih ve II. Bayezid devrinin en üst düzey paşalarından Kara Mustafa Paşa, Ethem Paşa ailesinin ilk kurucu babalarındandır. Yenişehir’in ortasına kocaman bir çarşı, cami ve Bursa’ya han yaptıran Bali Bey, Kara Mustafa Paşa’nın kardeşidir. Yâni, o da Ethem Paşa ailesinin atalarındandır.

Yenişehirli Ethem Paşa ailesinin günümüzde: “Karatuğ” soyadı ile devam etmesi boşuna değildir. Tuğ, paşalık alametidir ve “ Kara” da o bahsettiğimiz büyük devlet adamı Mustafa Paşa’dan gelmektedir. Aile, 15., 16., 17., 18., 19. yüzyıllardan 21. yüzyıl başına (bugüne) hemen her zaman Yenişehir’in en varlıklı ailesi olarak geldi. Ethem Paşa’yı sadece bir devrin sonradan bulmuş zengini.. falan zannedenler böyle olmadığını bilmelidirler. Aslında buraları çok kısa özetleyerek geçiyorum, geçtim bile.

Ethem Paşa’nın ailesi çok acı olaylar, büyük trajediler de yaşadı. Mesela, babası Ahmet Bey, Yenişehir ve civarına dadanan Avrupalı zenginlere adeta kurban edildi. Devir, yabancı sermayenin elinde yarı sömürgeleşme devridir. 1859’da Yarhisar’da öldürülen Fransız ve yaralanan Avusturyalı’nın katlinden sorumlu tutulup İstanbul’a götürüldü ve daha muhakemesi bitmeden İstanbul zindanında ölü bulundu. Oğlu Ethem, henüz on yaşına varmamış bir çocukken yaşadı bu trajediyi ve babasız büyüdü.

İnsanların birbirini çok kıskandığı ve çekemediği küçük Yenişehr’de Ethem Paşa ve ailesinin geçmişten getirdikleri malvarlıkları, onları yemek isteyenlerin iştahını daima kabartmıştır. O yüzden sevmeyenleri her zaman daha çok oldu. Hayatının son on yılında: “Vatanseverlik/Vatana ihanet” ekseninde maskelenmeye çalışılan oyunun perde arkasında bu malvarlığını onlardan alıp iç etmek kavgası yatar. Yerelde nüfuz sahibi, zengin Karatuğ ailesinin varlığına kast eden, bu yolla zenginleşmek isteyen ailelerin kavgasıydı yaşananlar.

Padişahlığının başlarında, elinde gerçek anlamda bir devlet gücü bulunmayan II. Abdülhamid, taşradaki varlıklı ailelere yaslandı. Böylece onların vasıtasıyla merkezi otoritesini sürdürmüş oluyordu. Padişah, Yenişehir ve çevresinde de genç Ethem’in varlıklı, kadim ailesine dayandı. Derken, Ethem Bey, Yıldız Sarayı’nın has adamı oluverdi. 1880’lerden 1908’e kadar yaşanan bu zehirli parlak devrinde Yenişehir’de devleti temsil eden yerel bir güçtü Ethem Bey ve kendisine 1900’ün başında Paşa’lık rütbesi verildi.

Yenişehir’e 93 Harbi’nden (1877 Osmanlı – Rus Savaşından) sonra Bulgaristan’dan çok yoğun bir göç dalgası geldi. Peki, Ethem Paşa olmasaydı, Manavlar (Yerliler), Macırları (göçmenleri) barındırır mıydı? Tabi ki, hayır. Padişah, Ethem’i Muhacirin Komisyonu reisi yaptı ve Yenişehir’de Macır köyleri ancak öyle kurulabildi. E, şimdi Manavlar Ethem Paşa’yı niye ve nasıl sevsinler, değil mi? Kendilerince haklı nedenleri var!

Atilla Sağım Bey, biliyor mu acaba bu önemli detayları?? Zannetmiyorum! Bırakın bunları, Ethem Paşa hakkında en basit şeyleri bile bilmediği yazdıklarından anlaşılıyor (harmangazetesi.com)’da. Mesela, diyor ki: “1907-1920 yılları arasında Yenişehir’in belediye başkanı olduğu artık gün yüzüne çıkmış durumda…”. Allah’ım sen aklıma mukayyet ol!! Sağım Bey’e de bilgili gün yüzüler göster!!!.

Yenişehirli Ethem Paşa 1901-1907 arasında belediye başkanıdır ve onun dışında belediye başkanlığı yapmamıştır. Benim yıllar önce yayınladığım Osmanlı yıllıkları (Salnamelerde Yenişehir) kitabına baksaydınız görürdünüz. Paşanın başkanlığı bitirdiği yılda, siz başlatıyorsunuz kendi kafanızdan. Oysa ki, 1908’den sonra Ethem Paşa ve ailesine yeni iktidar tarafından gün yüzü dahi gösterilmemiştir neredeyse. İktidardaki İttihat ve Terakkiciler, Abdülhamit’in adamı diye Ethem Paşa’ya dünyayı dar ettiler. Aile, bu dönemde malvarlığının yarısından fazlasını kaybetti. Dahası, zavallı Ethem, dört yıldan fazla Midilli Adası’nda hapsedildi. Ailesiyle, çoluk-çocuğundan yıllarca mahrum kaldı.

Şimdi, söyler misiniz A. Sağım Bey? Bir adada 1909 – 1913 arasında mahkum biri nasıl yapabilir Yenişehir Belediye başkanlığını?? Midilli’yi Yunanlılar almaya başlayınca Ethem ve diğer mahkumlar öyle dönebildiler memleketlerine.

Ethem Paşa, 1913’te Yenişehir’e döndüğünde iyice çökmüş; ihtiyarlamış biri olarak Yenişehir’deki evinden yıllarca dışarıya dahi çıkamadı. O büyük güreşler düzenleyen, memleketin dört bir yanından misafirler – pehlivanlar ağırlayan ağadan eser kalmamıştır. Artık, etkisiz, eski ihtişamından uzak ve düşmanlarının dahi önemsemediği bir yaşlıydı sadece. O sıralar, Osmanlı Devleti de can derdine düşmüştü. Dört buçuk yıllık büyük savaş (1914-1918 arasında I. Dünya Savaşı) sonucunda tarihe karıştı o koca devlet.

Osmanlı yıkılırken, zavallı – yaşlı Ethem Paşa’nın da hayatında son kısa perde başlıyordu. Kendisinin hatası, basiretsizliği de bu kötü finali hazırladı ona.

Şimdi, bu son bölümü anlatıp, bitirelim yazımızı. Bunları, Allah nasip ederse, yayınlanacak kitabımda uzun uzadıya yazdım.

İngiliz piyonu Yunan işgal kuvveti 1919 Mayıs ortasından başlayarak İzmir’i ve Ege kıyılarını işgale başladı. 1920 Temmuz’a geldiğimizde, bu kez Bursa düştü Yunan pençesine. Vatan hâini avcılığı yapanlara hatırlatalım: Bursa, tek bir kurşun atılmadan, işgale boyun eğmiştir. Bizde işgale direnen kesim, Milli (müdafaa-i hukuk) cemiyetler ile Kuva-yı milliye adında direniş çeteleri kurmuşlardır. Bu arada vatan hâinliği ile suçlanan Yenişehirli Ethem Paşa’nın bu milli cemiyete üye olması inşallah ezberinizi bozar. Ezber dediğim şey aslında ön yargıdır ve ön yargının kırılması atomun parçalanmasından daha zordur.

1920 yılının 2. yarısında Yunan artık Yenişehir – İnegöl önlerindedir. Bizim Yenişehrliler tutuşmuşlardır ve yaşlı Ethem Paşa’yı adeta bir kalkan gibi, kurtarıcı gibi Yunan önüne sürmüşledirler. İşte, yaşlı paşanın nutku – basireti burada tutulmuştur. Yenişehirlilerin gazına gelerek, Yunan’a ricacılar göndermiş ki, şehri işgal etmesin; zarar vermesin. Sanki Yunan, onu çok dinleyecekmiş gibi! Bu, sadece Ethem’in değil, Yenişehirlilerin akıl tutulması sayılmalıdır.

Ahalinin önemli bir kısmı Ethem’i öne sürerken, öteden beri ona rakip olanlar da (ki çoğu İttihatçı dönemden kalma yerel iktidar sahipleridir) onu vatan haini diye Ankara’ya şikâyet üstüne şikâyet ettiler. Sonunda, 1920 Ekim ortalarında (Daha Yenişehir Yunan işgaline uğramamışken) bir gece yarısı paşayı karga tulumba paketleyip kaçırıyor bizim miliciler.

Ethem Paşa, gözünü Eskişehir’de İstiklâl Mahkemesi’nde açmıştır ama ne fayda? Bu arada Yenişehir, 27 Ekim 1920’de, tek kurşun atılmadan, Yunan’a teslim oldu. Hani, insanın soracağı geliyor: Siz düşmana kurşun atacaktınız da o sırada Yenişehir’de bile bulunmayan Ethem mi önünüze dikildi?? Yunan, bir hafta boyunca Yenişehir’de benzeri görülmemiş vahşetler yaşattı. Demek ki, direnmemiş olmak bizi düşmana şirin gösterememiş.

BMM (Büyük Millet Meclisi) tarafından 1920 sonlarına doğru kurulmuş İstiklal mahkemeleri olağanüstü mahkemelerdir ve bir tanesi de Eskişehir’de kurulmuştur. Dediği dedik, astığı astık bu mahkemenin önüne çıkarılan binlerce kişiden biri de bizim Ethem Paşa’dır. Bende Ethem Paşa’nın İstiklal mahkemesine sunduğu yüzden fazla belge vardır ve artık bu mahkemelerin arşivi de herkese açıktır. Ethem, suçsuzluğunu kanıtlamak için Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa, Ali Fuat Paşa gibi önderlerin kendisine gönderdikleri mektup ve telgrafları göstererek, kendini savunmuştur. Mahkemenin üyeleri (ki hepsi milletvekilidir) Ethem Paşa’ya tâ Abdülhamit zamanından fi tarihiyle ilgili alakasız alakasız sorular yöneltmişlerdir. Sanki konu, buymuş gibi!

Sonunda, jet hızıyla karar verilmiştir. Karar ayrı bir tuhaflık arz ediyor. Şöyle ki: Ethem Paşa’ya önce idam deniliyor ve hemen sonraki satırlarda yaşlılığına binaen on beş sene kürek cezasına düşürülüyor. Ondan yaşlı birçok kişiyi ipte sallandırmış bu mahkeme acaba neden ona bu kıyağı geçmiş ki? Acaba zavallı, yetmiş yaşındaki bu ihtiyardan korktular mı? Koskoca Meclis’in olağanüstü gözü kara mahkemesidir bu, dikkatinizi çekerim! Bunlar, Ethem Paşa hakkındaki vatan hainliği iddialarına mahkemenin bile itibar etmediğini gösteriyor.

  1. Sağım’ın hiç bahsetmediği birçok şey var: BMM’de Ethem Paşa’nın da ceza durumunun görüşüldüğü 24 Ekim 1921 tarihli oturumdan bahsetmiyor mesela. Orada Ethem’in cezasının kaldırılmasına karar verildi. O yüce mecliste Yenişehirli milletvekili (Güneceli) Necip Bey, çıkıp da Ethem Paşa aleyhinde tek bir kelâm etmedi mesela. Meclis, Milletvekilleri… bunlar da mı korkuyorlardı acaba? Ya da rüşvet falan mı aldılar Ethem Paşa’dan ?? Tabi ki, hepsine hayır. Beş parasız, ailesi ve kendisi her biri bir yana savrulmuş Ethem, ne korkutabilir; ne de kimseye bir şeyler verebilecek durumdaydı.

Hakkındaki bütün cezalar düşürülmüş; 70’ini devirmiş; doksanlık insandan daha ihtiyar hasta Ethem Paşa, adeta sürüklenerek Adapazarı’na kadar geldi. 1921’in soğuk bir Kasım akşamında konakladığı küçük motel – ev karışımı bir yerde son nefesini verdi. Birazcık para edecek tek varlığı parmağındaki eski bir yüzüktü. Konaklama ücreti ve defin işlemi için bozdurdular ve orada gömdüler. Ailesinden kimse yoktu yanı başında. Üstelik mezarı da sonraki yıllarda geçen karayolunun altında kaldı. Günümüzde bir mezarı bile yoktur.

Yenişehirli Ethem Paşa’nın kimsesiz bir derbeder gibi son nefeslerini verdiği sıralarda (1921 Eylül ortalarında) işgal altındaki Yenişehir’e bir Türk istihbarat subayı gizlice geldi. Sakarya zaferi ile umutlanmışız ve Batı Cephesi komutanlığı işgal altındaki yerlere kıyafet değiştirmiş gizli istihbarat subayları göndermektedir. Bunlar, gittikleri yerlerin Türk ahalisine Yunan’ın sonunun yakın olduğunu bildirecek ve onları gizliden teşkilatlandıracaktı. Bizim Yenişehir’e Yüzbaşı İbrahim Bey gönderildi. Peki, Yenişehirliler bu güzide subayımıza ne yaptılar sizce???

Bütün vatan hainliğini günah keçisi belledikleri Ethem Paşa ve bir-iki kişiye yükleyerek rahatlamak isteyen eski Yenişehirliler bu sorunun cevabını gayet iyi bilirlerdi. Şimdiki nesilden merak eden varsa, onlara, Yenişehir mezarlığının Bilecik yolu kenarındaki Yüzbaşı İbrahim mezarına gidip, hiç olmazsa bir Fatiha okumaları tavsiyemdir. Belki, atalarımızın sebep olduğu günahları kısmen hafifler. Yoksa, bırakın Ethem Paşa şöyleydi? Böyleydi? türünden kahvehane laklakiyatını. İşin ehli, uzmanı olmayan kişilerin yazdıklarına da itibar etmeyin.

Sonuç: Yenişehirli Ethem Paşa, hiçbirimizin  günah keçisi olamaz. Eğer, ilâ ki vatan haini diyecekseniz, yanına birkaç bin Yenişehirliyi katın, bari, öyle deyin!

Yüzyılı aşmış tarihleri de lütfen akademik: uzman tarihçilere bırakın!

Gazeteci iseniz, güncel memleket meseleleri, daha yakın dönem olayları size yeter vesselâm!

 

1
mutlu
Mutlu
1
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
YENİŞEHİRLİ ETHEM PAŞA VATAN HÂİNİ Mİ? YOKSA GÜNAH KEÇİSİ Mİ?
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. 13 Ocak 2025, 01:03

    Yenişehir’de binlerce kişi vatan haini, Ethem Paşa onların gazına gelmiş bir masum. Yapmayın Salih Hocam. Çeltikçi’de, Toprakocak’da ve daha bilimum köylerde, ilçe merkezinde yaptığı zulümleri size anlatacak hadsizlikte değilim. Akademik olarak tarihçi olan sizsiniz. Bacaksızzade Osman Efendi’nin torunu Şükrü’yü neden öldürdüğünü, oğlunu askere göndermemek için çok genç yaşına rağmen nasıl görevlendirdiğini, Bursa Valisi Tevfik Bey’le ne suretle kavgalar ettiğini halka bu meyanda ne zulümler yaptığını anlatmak benim haddime düşmez. Sonuçta benim akademik bir kariyerim yok. Eeee akademik kariyerimiz olmayıncada cahil sayılırız. Öyle değilmi. Bunları konuşmak sormak da yazmakkata bizim haddimize olmaz.
    21 Ekim 1921 TBMM’de affedilmesi büyük tartışmalar sonucu oldu. Felçli idi gözleri görmez idi. Yasalar gereği doktor raporu ile affedildi ama orada konuşulanlar affedilmemesi için mebusların ayak diremeleri boşa değildi. Zira Midilli’den de sağlık sebeblerini göstererek böbrek hastasıyım diyerek affolunmamaışmıydı.
    Kitabınızı merak içerisinde bekliyorum Sayın Salih Hocam. Bu memleket İskilipli içinde Çerkez Ethem içinde masum diye yazılmış kitaplar okudu.

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.