Olur bizim meslekte bazen yazman gerekir ama ne yazacağını bilemeden oturursun bilgisayarın başına.
İşte öyle anlardan birisindeyim yine.
O’nun için ne yazsam kelimeler kifayetsiz kalır diye düşünüyorum.
Evet… Ali Baba’ya kaybettik maalesef. Hayatı gazetecilik ile geçmiş son nefesine kadar yazı yazmış bir çınarı, bir büyüğü, bir babayı kaybetmenin derin acısını taşıyorum.
Sevgili Ata’nın ‘Abi babamı kaybettik’ mesajını görünce mazi bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden.
Ne günler geçirdik beraber. Ne acıların, ne hüzünlerin, ne mutlulukların haberlerini yaptık. Ne güzel sohbetler, ne güzel anılar biriktirdik.
Dile kolay neredeyse 60 yıllık gazeteciliğe adanmış bir ömürden söz ediyorum. Yeniler bilmez. Hani bilgisayarın, internetin olmadığı, sosyal medyanın esamesinin bile okunmadığı 90’lı yıllarda başladı bizim tanışıklığımız. Ama onun meslekle tanışıklığı 60’lı yıllara dayanıyor.
Mesleği yaparken, aynı zamanda Ali babanın göz bebeği, Hatice ablanın kuması Yenişehir Gazetesinde spor yazarlığı yapmaya başladım. Bunun yanı sıra haber desteği sağlamaya başladım.
Pazartesi günleri gergin olurdu her zaman. Salı günü çıkacak olan gazetenin son hazırlıkları yapılır ve baskıya hazır hale gelirdi. O nedenle o gün çok konuşulmaz, sadece herkes işine konsantre olurdu. Üşenmez bütün gazetenin tashihini kendisi yapardı. Kelime hatası bulamazdınız Yenişehir Gazetesinde.
Şu an o günleri yaşıyorum ve burnumun direği sızlıyor. Ne çok özledim o günleri bir bilseniz.
Gazetecilik okulunun yanı sıra matbaa okuluydu aynı zamanda Yenişehir Gazetesi. Şu an Yenişehir’de matbaacılık yapan herkes önce Ali babanın yanında yetişmiştir.
Dedim ya yeniler bilmez diye. Bilgisayar olmadan gazetelerdeki harfler tek tek elle dizilerek baskıya hazırlanırdı. Olur mu öyle şey dediğinizi duyar gibiyim. Ama öyleydi. İşte öyle zamanlarda başladı gazeteciliğe. Sonra teknolojiyi takip edip bilgisayar sistemine Türkiye’de ilk geçen ilçe gazetesi oldu. Ondan sonra işimiz biraz daha kolaylaştı elbette. Ama yine elle dizilirmiş gibi uğraşır en mükemmel ve hatasız gazeteyi okurlarına ulaştırmanın çabası içinde olurdu.
Sessizdi Ali baba. Çok konuşmaz ama çok düşünürdü. İçinde kopan fırtınaları kağıda döker şiir olurdu. Şairdi aynı zamanda Ali baba. Şiirleri bestelenip şarkı olmuştu.
Sessiz sedasız ama Yenişehir’e adanmış bir ömür, gazeteciliğe adanmış bir ömür bitti gitti. Sessiz yaşadı sessiz sedasız göçtü bu dünyadan.
Şimdi bir yanımız hep eksik kalacak. Yenişehir gazetesinin önünden geçerken yüreğimiz yanacak. Belki görürüz umuduyla çevireceğiz başımızı o yana ama artık göremeyeceğiz Ali babayı.
Son zamanlarda rahatsızlığına rağmen yine gelirdi gazete bürosuna. Hiçbir iş yapmasa da gelir oturur birkaç saat sonra yine kafası önünde sessiz sessiz giderdi evine.
Bazen ‘gelme yat evde dinlen’ derdim.
‘Bu kokuyu duymadan içim rahat etmiyor. Biraz daha işim var şu arşivi düzenlemeliyim’ diyordu.
Artık ne arşiv kaldı, ne gazete ne de matbaa kokusu. Yenişehir ilçe mezarlığında, babasının yanında anacığının koynunda derin bir uykuda şimdi.
Ne diyelim Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. Başta Hatice ablam olmak üzere Ata ve Ataner’e sabırlar diliyorum.
Ali baba 60 yıllık meslek yaşamını mükemmel bir arşivle taçlandırdı. Yenişehir’in son 60 yılı onun arşivinde mevcut. Şimdi iş bu arşive sahip çıkmakta. Bunun içinde yerel yönetim bununla ilgili gerekli çalışmaları yapmalı diye düşünüyorum. Gelecek nesillere aktarılacak her şey var o arşivin içinde. Yazık olur sahip çıkılmaz ise. Yenişehir’in yakın tarihini gelecek nesillere an güzel anlatılacak arşiv Ali Bilgiç’in arşividir. Kendisinin de buna dair bir çalışması bir arzusu vardı. Yenişehir Kent Müzesi kurulursa hemen vereceğim diyordu. Artık iş ilçe yöneticilerinde bu arşive sahip çıkıp gelecek nesillere aktarabilirsek en büyük miras budur.




